Dünya Gazetesi / 02-10-2016

Türkiye, yaklaşık 160 milyonu bulan ağaç sayısı ve 200 bin tonu aşan zeytinyağı üretimiyle dünyadaki ilk dört ülke arasında, üretimini de giderek artırıyor. Bu ürüne duyulan tutku pek çok kişiyi “butik zeytinyağı üretimi”ne yöneltiyor.

 Dünyada çok köklü, tarihi bir geçmişi  olan bir ürün zeytin ve zeytinyağı. Efsanelere konu olmuş, özünde çok saf ve bir tür meyve suyu aslında. Belki gücü saflığı ve doğallığında...

 Türkiye’de ve dünyada zeytinyağına olan ilgi hızlı bir şekilde artıyor. Özellikle günümüzde sağlıklı beslenme ve doğru üretilen gıdaların tüketilmesinin beslenme uzmanları ve tıp doktorları tarafından sürekli gündeme getirilmesi bunda etkin. Zeytinyağı da içerdiği antioksidan maddeler, fenolik bileşikler ve insan sağlığı üzerindeki önemli ve yararlı etkileri nedeniyle bu tartışmaların odağında yer alıyor. Gastronominin gelişmesi de zeytinyağının değerinin tekrar teslim edilmesinde etkin...

Türkiye, yaklaşık 160 milyonu bulan ağaç sayısı ve 200 bin tonu aşan zeytinyağı üretimiyle dünyadaki ilk dört ülke arasında ve üretimini de giderek artırıyor.  Üretim miktarındaki bu artışla birlikte hem iç hem de dış pazarlarda kalite olgusu ön plana çıkıyor. Daha kaliteli zeytinyağı üretebilmek hedefleniyor. Marka yaratmamız da gerekiyor...

 Neredeyse bir trend...

 Kalite konusundaki bu arayışlar, bu ürüne duyulan tutku pek çok kişiyi,“butik zeytinyağı üretimi”ne yönlendiriyor. Pek çok girişimci, zeytine ve zeytinyağına gönül verenler bu işe soyunuyor. Neredeyse bir trend şeklinde gelişiyor. Bu süreç bahçedeki zeytinyağından soframızdaki tabağa gelene kadar olan uzun ve yönetimi çok zor bir süreç. Yani tamamen Bir gönül işi... Yoğun emek harcanıyor ve belli bir tüketici kitlesini şimdilik hedefliyor. Belki Türkiye burada butik zeytin ve zeytinyağı üretimde bir çıkış yakalayabilir.

 Butik pazarda özel örnek

 Bu konuda güzel ve “çılgın” bir örneği de sizinle paylaşayım. Butik üreticilerin ve bu işe girmek isteyenlerin, Duygu Özerson Elakdar ile tanışmasında fayda var. Elakdar bu işe 6 yıl önce eşiyle birlikte girmiş. Şimdi Urla’da yetiştirdiği zeytinlerle tüm tutkusuyla butik olarak yarattığı “Hiç” markasını geliştiriyor. Elakdar şöyle anlatıyor: “Türkiye zeytini anlamalı ve tanımalı... Bunun lezzetini bilmeli, diye düşünüyorum. Türkiye’de butik üreticiler olarak böyle bir misyonumuz var aslında... Bu konuda algı karmaşasını ortadan kaldırmalı ve sahiplenilmesini sağlamalıyız. Bunu devletten bekleyemiyoruz. maalesef...” Duygu Ozerson Elakdar bu işe nasıl başladıklarını da şöyle özetliyor: “Biz uzun yıllar yurt dışında yaşadık... Eşim mimar, ben pazarlama kökenliyim. Türkiye’ye döndükten sonra doğaya yakın olmayı istiyorduk. Bunların hepsini Urla’da bulduk. Hayat bizi bir şekilde Türkiye’ye getirdi. Üretmeye devam etmek istedik. Zeytini araştırmaya başladık. Bunun ekonomik bir butik üretiminin en az 500 dönümlük arazi olması gerektiğini gördük. 100 dönüm yatırım ile 500 dönüm arazinin istediği sabit yatırım neredeyse aynı. Bu işi makinezasyon ile yapıyorsanız ölçeklerinizin bu olması gerekiyor. Fakat arazi aramaya çıktığınızda gerçekten öyle makas gibi bir yerden kesip alamıyorsunuz. Bizim yine Urla’da bulduğumuz arazi Orman Bakanlığı'ndan kiralık bir araziydi... Üçüncü işletmesiyiz şu anda ve 2 bin 400 dönüm bir arazi üzerinde bu işi yapıyoruz. Karşılaştıkları zorlukları size anlatmayayım, girmek isteyenlerin şevkini kırmayalım.

Devletten yerel yönetimlere bu tur 'butik' girişimlerin çok 'desteklendiğini' Söylemek mümkün değil..."Elakdar, 60 bin ağaçları olduğunu söylüyor. Pek çok projeleri var.

Bir tanesi Urla’da bir tadım akademisi ve restoran açmak... Şöyle diyor Duygu Elakdar: “İşin içinde olmak ile dışında olmak bambaşka bir şey...Zeytin ölmez bir ağaç, ancak getirisi ciddi bakım ve dakiklik istiyor. Çok kolay değil... ‘Hiç’ markamız nerden geliyor? Zeytin bütün doğanın mucizesini tek başına taşıyan bir bitki...Ondan bir şey çıkarmana ya da eklemene gerek yok. Sadece doğaya duyduğun saygıyla olması gerektiği gibi işlersen yeterli... Zeytin çok saf bir güç aslında... Bu tamlık, ‘Hiç’lik zaten bütün doğayı böylece temsil ediyor.” Aktardım, belki buradan birkaç kişiye örnek olur...